Haber Detayı
28 Şubat 2021 - Pazar 19:50
 
Nur Serter’in gözlerindeki kini unutamadı
Nur Serter’in gözlerindeki kini unutamadı
GÜNDEM Haberi
Nur Serter’in gözlerindeki kini unutamadı

Yeni Şafak gazetesi haberine göre;

İstanbul Üniversitesi öğrencisi Kadriye Alev’i, başörtüsünü çıkarmaya zorlayan kişi sonradan CHP’den vekil olan Nur Serter’di. Alev, ikna odalarının kurucusu Serter’in ruh halini, “Takındığı güler yüzünün altındaki aşağılayıcı tavrı, gözlerindeki kini görmüştüm” diyor. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kazanıp kayıt yaptıramayan Arzu Tatlı ise başörtüsünü çıkarmaya ‘ikna’ edilemeyince “Seni değil bu üniversitede, bu ülkede barındırmayacağız” diye tehdit edilmiş. Tatlı da zaten Almanya’ya gidip okumak zorunda kalmış.

28 Şubat postmodern darbesinin antidemokratik uygulamalarıyla pek çok hayat alt üst oldu. En büyük darbeyi alanlar da hiç kuşkusuz, en temel haklardan biri olan eğitim hakkı ellerinden alınan başörtülü üniversite öğrencileriydi. Bir nesli adeta kayıp hale getiren o karanlık günler en büyük darbeyi ise kurduğu ikna odalarıyla vurdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih bölümü öğrencisi Fahriye Karaaslan, Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümü öğrencisi Kadriye Alev ve Edebiyat Fakültesi Dokümantasyon ve Enformasyon Anabilim Dalı öğrencisi Nevin Öner Karakuş, ikna odası mağdurlarından yalnızca birkaçı. Bu üç isim, ikna odalarında maruz kaldıkları psikolojik harbin detaylarını Yeni Şafak’a anlattı.

İŞTE O KARANLIK GÜNLER

Bakırköy İHL mezunu olan ve 1998 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih bölümünü kazanan Fahriye Karaaslan, “1997 de başlayan başörtüsü yasağı alınan tepkiler sonucunda biraz durulmuştu. Bu anlamsız yasağın kalkacağını ümit ederek okul kaydına gittik.O sene farklı bir uygulama yapmışlar, yeni kayıtlar Avcılar Kampüsü’nde, diğer kayıtlar Beyazıt'taki Eczacılık Fakültesi bahçesinde yapıldı.Tabiki amaç, yeni gelen öğrencilerle diğer öğrencilerin birbirine destek vermesini önlemekti. Bu psikolojik yıpratmanın ilk aşamasıydı. İkinci aşaması; sonradan adına "ikna odaları" denen yerlerde verilen telkinler, telkinlerin işe yaramadığını fark ettiklerinde ise "tehditler" oldu.

Kampüsün etrafında velilerimizle gergin bir bekleyiş içerisindeydik. İlk olarak bizlere sırayla kampüs kapısından girmemiz ve velilerin dışarda kalması söylendi. Kampüs içine girdiğimizde bir binanın giriş katına yönlendirildik. Kayıt yapan memurların masaları vardı. Görevliler başörtülü olanların ayrı bir sıra olmasını söyledi. Diğer öğrenciler gibi kayıt bölümüne geçerken bizleri yan tarafta, gelişigüzel paravanla çevrilmiş bir odaya sırayla aldılar. Uzun bir sıra vardı. Ben ve kardeşim sıranın ortalarına geçtik. Maksadımız ilk çıkan öğrencilerden içerde olup bitenleri öğrenmekti. Çıkan öğrencilerden bazıları ağlamaktan konuşamıyordu.Kimisi belli ki başörtüsünü açmış, başörtüsünü düzelterek çıkıyordu. Onların bu halini gördükçe gerginliğimiz, korkularımız iyice artıyordu. Bir öğrenci: “Başlarımızı odada açmamızı istiyorlar, kamera kaydı alıyorlar, başımızı açmadan ve imza atmadan kayıt yapmıyorlar” dedi. Ne yapabiliriz diye birkaç arkadaş düşünmeye başladık.Son çare, onlara okulda açağımıza söz verelim, belki kayıt yaparlar dedik. Niyetimiz sonrasında okulda açmak değil, kayıt olabilirsek en azından ilerde aftan yararlanabilmekti.3 kişi içeri girdik. Bizim girdiğimiz odada iki bayan vardı. Biri 55-60 yaşlarında sonradan hoca olduğunu öğrendiğimiz bir kadın Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nden geldiği belirtilen bir psikolog vardı. Zaten okulun bahçesinde başta bu dernek olmak üzere birkaç dernek ve vakfın standları yer alıyordu. Başımızı açmamız karşılığında bu derneklerden burs alabilmemiz için yardımcı olacaklarını söylemişlerdi. Bizimle genelde hoca olan kişi konuşuyordu.

-Çocuklar, üniversitemize hoşgeldiniz. Öncelikle kendinizi bir tanıtın. Hangi okul mezunusunuz? Hangi illerden geldiniz? Baba mesleği nedir? Ne tür kitaplar okursunuz? vb sorular sordu.

Yanımızdaki arkadaşımız:

-Öncelikle biz kimlerle muhatap oluyoruz, hoca mısınız? Kendinizi tanıtır mısınız? dedi

-Evet ben bu üniversitede profesörüm, yanımdaki arkadaşım da psikolog.Sizlere yardımcı olmak için buradayız, dedi.

Soruları cevapladık. Akabinde:

-Peki başörtüsü konusunda kim yada kimler size baskı yapıyor? Kim sizi zorla kapattı? Bu yaşta böyle bir kararı sizin verdiğinizi düşünmüyoruz. Aile baskısı mı? Bizlere açıkça, korkmadan söyleyin, yardımcı olalım.

-Hayır aile baskısı falan yok. Bizler 18 yaşına gelmiş kendi kararlarını kendi alabilen insanlarız.Dinimizin gereği örtündük, dedik.

Profesör hoca:

-Ama böyle aynı babaannelere benziyorsunuz, hiç güzel görünmüyorsunuz, dedi. Aydınlıkçı, çağdaş bir profesörün ağzından dökülenler bizleri hayretler içinde bırakmıştı. Bu muydu modernlikten anladıkları?!

Az önceki zoraki samimi atmosfer, bizlerin fikirlerini anladıkça yerini daha ciddi bir atmosfere terketmişti. Bizlere:

- Başörtüsü ile okulda eğitim alamazsınız, bu hukuk kurallarına ve Yök'ün aldığı resmi kararlara aykırıdır. Kayıt olabilmeniz için öncelikle burada başınızı açıp önünüzdeki formu imzalamanız gerekiyor, dediler.

Bir dizi sorular içeren anket doldurmamız istendi ve bir kağıda; "okulda kılık kıyafet kurallarına uyacağımı ve başörtüsü ile okula gelmeyeceğimi taahhüt ederim" yazıp imzalamamızı istediler. Biz de onlara:

- Burada başımızı açmak istemiyoruz, henüz kendimizi hazır hissetmiyoruz. Size söz versek? Okulda açacağız başımızı, ama şimdi değil, dedik.

Bizden önceki öğrencilere baskı yaptıkları için ağlayarak dışarı çıkıyorlar ve ortam iyice geriliyordu. Belki de olayların büyümesinden çekindiklerinden midir bilinmez, teklifimizi kabul ettiler. Bizden sonraki bazı arkadaşları da bu şekilde kabul ettiler. Bizlere:

-Bakın eğer okulda açmazsanız yine o kapıdan içeri giremeyeceksiniz. Binlerce öğrencinin rüyası olan bir okul kazandınız, kıymetini bilin, hayatınızı mahvetmeyin, dediler.

Psikolojik yıpratmanın son ayağı ise, 1-2 ay kadar okullarda eğitim görmemize izin verdiler.Yasak uygulanmadı. Maksatları, öğrenci üniversite ortamını görsün, amfilerde profesörlerden, doçentlerden eğitim alsınlar ve o ortamdan ayrılmak istemesinler. 18 yaşındasın, aylarca emek verdiğin hayallerini kurduğun, dualar ettiğin okuluna kavuşuyorsun. Ve bir sabah okula geldiğinde kapıda özel seçilmiş çevik kuvvet polisler. Yasağın soğuk yüzünü onları görünce, iliğine kemiğine kadar hissediyorsun. Akabinde protestolar, yürüyüşler, milletçe kenetlenme. Maalesef hiçbir şeyi değiştirmedi. 28 Şubat darbesi sadece eğitimi değil tüm insanların hayatını etkilemişti. Başörtülü olanlar devlet dairelerinden, okullarından , mesleklerinden alındılar. Askeriyede okuyan oğlunu kapıdan giremez, ziyaret edemez oldular. Askeriye için en gerekli kayıt, annesinin başı açık fotoğrafı oldu. Böylesine kokuşmuş bir zihniyet adeta ülkeye kan ağlatıyordu” ifadelerini kullandı.

FETÖ’NÜN İLK DARBESİ

FETÖ’nün ilk kumpasını o günlerde ortaya çıktığını aktaran Karaaslan, “İmam-Hatip mezunu oldukları halde Fethullah Gülen cemaatine mensup olup, bir günde başını açıp okula kayıt olan arkadaşlar oldu. Bunlar ikna odalarindan geçmeden daha bahçede başını açıp girmişlerdi. Belli ki onlar kendi cemaatlerinin ikna odalarında çok daha önceden ikna edilmişlerdi. Liseden yakından tanıdığımız bazı arkadaşlarımız vardı.Neden başınızı açtınız, neden yanımızda bizimle mücadele vermiyorsunuz? dediğimizde, Fetullah Gülen'in "Başörtüsü füruattır(teferruat)"diyerek başlarını açmalarının gerekliliğini sebebini cemaat hocaları aracılığı ile öğrencilere anlattıklarını söylediler.Ve malesef inanmışlardı.

Bazı aileler cemaatin bu tutumunu gördükçe başını açmak istemeyen çocuklarına baskı yapıyorlardı. Rahmetli babam da o dönemde birçok insan gibi Fetullah Gülen'i iyi bir hoca bilirdi." Bunlar da müslüman, sizin kadar bilmiyorlar mı dinimizi , kuralları." diyerek ara ara kızardı bize. Millet olarak çok planlı, zincirleme devreye sokulmuş bir kumpasın içindeydik” ifadeleriyle anlattı. O günleri hiç unutamadığını belirten Karaaslan, “Yasak başladıktan sonra 10 yıl boyunca ne zamana tramvaya binmem gerekse, arkamı üniversiteye bakacak şekilde otururdum. Fakülte kapısına bakamazdım. Dalgınlıkla görürsem ağlamaktan kendimi alamazdım. Çok zor bir dönemdi, Allah onlar gibilere bir daha fırsat vermesin” dedi.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN SESİMİZİ DUYSUN

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çabaları sonucu yasağı kalktığını aktaran Karaaslan, “

“2011’de çıkan aftan yaralandım. 2015 yılında da mezun oldum. Fakat bu sefer de başka bir sorunumuz var maalesef. En az başörtüsü yasağının kalkması kadar önemli bir adım daha atılsın istiyoruz. Bizler en küçüğümüz yaşı 40 olan, çocukları olan anneleriz.Yaş itibari ile bizimle aynı sınava giren yeni mezun gençleri, genç beyinleri geçemiyoruz.Yaşanmışlıklar, yılların yorgunluğu, sorumluluklarımızın aldığı zaman gibi sebeplerle istesek de, çok denesek de KPSS sınavında gereken puanı alamıyoruz. Bizlerle aynı yıl üniversiteyi kazanan ve okuyan arkadaşlarımız, yasak kalkıp afla döndüğümüzde karşımıza hocalarımız olarak çıktılar. O zaman KPSS engeli olmadığı için 17-18 yıldır mesleklerini yapabildiler ve sigorta, emeklilik haklarını alabildiler. Bizler yani 28 Şubat mağdurları ancak ücretli öğretmenlik yapabildik. O da toplamda 5 yıldır. Aynı emeğe kadrolu arkadaşlar ayda en az 4000 tl maaş ve tam sigorta alırlarken, bizlerin eline geçen miktar en fazla 1800 civarı oluyor. Sgk saat başı hesaplanıyor. Buradan Sayın Cumhurbaşkanımıza sesleniyorum. Kendisine durumumuz ve isteklerimiz bildirildi. Meclisten geçme aşamasında bekletiliyoruz.Lütfen her sene bizleri hatırlama ve anmanın dışında artık bizlere bir ses verin. Hem devlet hem millet olarak bu desteği hakettiğimizi düşünüyorum.Giden yıllarımızın ve verilmeyen haklarımızın iadesini talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Haberin devamı için tıklayınız.

 

 
Kaynak: Editör: Fuat Gültekin
Etiketler: Nur, Serter’in, gözlerindeki, kini, unutamadı,
Yorumlar
Haber Yazılımı google-site-verification=JUqFh8kOJDvxPdB_nOk1fPYSRkE_00XXqUJxmXeE6FY gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-169272188-1');