Özgür Özel ile Kılıçdaroğlu'nun ortak hastalığı: Hafıza kaybı
Özgür Özel ile Kılıçdaroğlu'nun ortak hastalığı: Hafıza kaybı

Özgür Özel ile Kılıçdaroğlu'nun ortak hastalığı: Hafıza kaybı
Cemile Y. Çetin yazdı...
Prof. Gülten Kazgan 99 yaşında öldü.
Türkiye’nin iktisat düşüncesine yarım yüzyıldan fazla emek vermiş, "hocaların hocası" denilen bir akademisyendi.
Tarım ekonomisinden kalkınmaya, sanayileşmeden küreselleşmeye kadar Türkiye’nin geçirdiği büyük dönüşümü çalışan başlıca iktisatçılardan biriydi.
Dikkat ettiniz mi? Ne CHP’den ne de YENİ Parti’den Kazgan’ın ardından dikkat çekici bir açıklama geldi.
Cenazesinde de iki partinin üst yönetimi yoktu.
Cenazede ailesi, öğrencileri, meslektaşları ve sevenleri vardı.
Oysa Gülten Kazgan herhangi bir iktisat profesörü değildi. Türkiye’de sosyal demokrat iktisat anlayışının önemli isimlerinden biriydi. Devletin ekonomide yönlendirici rolünü, planlamayı ve kalkınmayı savundu, ekonominin yalnızca piyasa kurallarına bırakılmasına hep karşı çıktı.
Dahası CHP’nin 1970’lerde kurmaya çalıştığı düşünce dünyasına hiç uzak değildi...
ECEVİT CHP'Sİ
Prof. Kazgan’ı doğrudan CHP’li bir siyasetçi gibi göstermek yanlış olur. Milletvekili değildi.
Türkiye solunun daha keskin Marksist damarında değil, 1970’lerde yükselen sosyal demokrat düşünceye yakındı. Bunun izlerini dönemin tartışmalarında görmek mümkün.
1977 seçimleri sırasında ekonomiyi ve partilerin programlarını tartışan forumlarda Gülten Kazgan’ın adı var. Daha önemlisi, 26 Haziran 1977’de Bilsay Kuruç, Metin Kutal ve Güngör Uras ile birlikte doğrudan “Ecevit Hükümetinin Programı” başlıklı tartışmaya katıldı.
Bu çevre tesadüfi değildi. 1970’lerin CHP’si “ortanın solundan” sosyal demokrasiye doğru giderken, salt siyasetçilerden beslenmiyordu. İktisatçılar, hukukçular, sosyal bilimciler de Türkiye’nin nasıl kalkınacağını tartışıyordu.
Gülten Kazgan o düşünsel iklimin isimlerinden biriydi.
NE BORATAV NE YALÇIN KÜÇÜK
Gülten Kazgan ile aralarındaki fark önemli.
Prof. Korkut Boratav iktisada daha açık biçimde sınıflar üzerinden baktı.
Prof. Yalçın Küçük ise planlamayı sosyalizme uzanan siyasal dönüşümün parçası saydı.
Kazgan’ın çizgisi daha ılımlıydı. Kapitalizmin tümden tasfiyesini savunan bir iktisatçı değildi. Piyasaya bütünüyle karşı değildi. Ama piyasanın kendi başına kalkınma yaratacağı fikrine de inanmadı.
Devletin yönlendirici rolünü, sanayileşmeyi, planlamayı, üretimi ve gelişmekte olan ülkelerin dünya ekonomisi karşısında korunmasını önemsedi.
Sonraki yıllarda neoliberalizme yönelik eleştirisi de buradan geldi. Finansın ekonominin önüne geçmesini, sermaye hareketlerinin sınırsızlaşmasını ve Türkiye gibi ülkelerin küresel piyasanın insafına bırakılmasını sorguladı. Söyleşilerinde yazılarında neoliberal düzenin krizini açık biçimde tartıştı.
Evet Kazgan radikal değildi. Ama neoliberal de değildi.
Tam da sosyal demokrasinin iktisadi olarak durması gereken yerdeydi...
ASIL ZAFER KİMİN
Gülten Kazgan’ın ölümündeki sosyal demokrat iki partinin cenazedeki sessizliği anlamlı:
Bugün CHP ve ondan koparak kurulan YENİ Parti kendisini sosyal demokrat gelenek içinde tarif ediyor.
Her ikisi de o geleneğin iktisadi hafızasının en önemli isimlerinden biri öldüğünde ortada görünmüyor.
Mesele yalnızca Gülten Kazgan’a gösterilmeyen vefa değil.
Daha büyük bir değişim var:
1980’lerden sonra neoliberalizm yalnız fabrikaları özelleştirmedi. Yalnız sermaye hareketlerini serbestleştirmedi.
Solun düşünce dünyasını da değiştirdi.
Planlama eski moda sayıldı.
Kalkınmacılık unutuldu.
Gelir bölüşümü geri plana itildi.
Üretim yerine finans, sınıf yerine kimlik, ekonomik düzen yerine yönetim tekniği konuşulmaya başlandı.
Sonunda sosyal demokrat partiler bile kendi iktisatçılarını tanımaz hale geldi.
Belki neoliberalizmin Türkiye solundaki en büyük başarısı tam da budur:
Kendisine karşı çıkan düşünceyi yenmekten önce, o düşüncenin hafızasını sildi…





